26 Aralık 2007 Çarşamba

Bilgisayar karın doyurur mu?


Bilgisayar karın doyurur mu?

Niye doyurmasın.Resimdede görüldüğü gibi gayet güzel mangal yapılabiliyor.Fakat belirli bi ısıdan sonra bu arka fan çalışmıyor yellemeyi manuel yapmanız gerekiyor :D

24 Aralık 2007 Pazartesi

23 Aralık 2007 Pazar

the yukon song - yukon ho! (calvin and hobbes)

My tiger friend has got the sled,
And I have packed a snack.
We're all set for the trip ahead.
We're never coming back!

We're abandoing this life we've led!
So long, Mom and Pop!
We're sick of doing what youve said,
And now it's going to stop!

We're going where it snows all year,
Where life can have real meaning.
A place where we wont have to hear,
"Your room could stand some cleaning."

The Yukon is the place for us!
That's where we want to live.
Up there we'll ge to yell and cuss
And act real primitive.

We'll never have to go to school,
Forced into submission,
By monst, crabby teachers who'll
Make us learn addition.

We'll never have to clean a plate,
Of veggie glops and goos.
Messily we'll masticate,
Using any fork we choose!

The timber wolves will be our friends.
Well stay up late and howl,
At the moon, till nightmare ends,
Before going on the prowl.

Oh, what a life! we cannot wait,
To be in that arctic land,
Where we'll be masters of our fate,
And lead a life that's grand!

No more of parental rules!
We're heading for some snow!
Good riddance to those grown-up-ghouls!
We're leaving! Yukon Ho!

21 Aralık 2007 Cuma

19 Aralık 2007 Çarşamba

Bayram postası

Efendim cümleten Bayramınız kutlu, en başta huzurlu ve sağlıklı,mümkünse mutlu da olsun:)

5 Aralık 2007 Çarşamba

japon savaş uçağı:”mİnİbÜs”

Minibüslerden bahsetmek istiyorum.Keza ben sabah akşam trafikte “aha şimdi inip kavga etcem” diyip sözümü yutarak ama ağzıma geleni söylerek kendileriyle olan ilişkimi sürdürüyorum.Haaa en baştan söyleyeyim hataları bir cemiyete mensup herkese mal etmek başlı başına bir hata olsa da bu kişiler topluluğun %90ını oluşturuyorsa bir genelleme de hakedilir hale geliyor kanımca.

Önce şöför tarafından ele alalım:Bir hatta muhtemelen kendinin olmayan bir aletde günde hiç yoksa 12 saat git-gel,dehşet bir vergi yükünün altında,kar marjı da o kadar yüksek olmayan bir işte,itinayla stres sahibi oluyorlar.Zaten su götürmez bir geç ben nispeten sabırlı bir insan olsam da beni 45 dakika içinde çileden çıkaran trafikte bu adamların 12 saatte bildiğin katil olmaması psikoloji dalında doktora tez konusu.

Bir de yolcu açısından bakalım:minibüs,günün herhangi bir saatinde yani -de ki sabah 8 akşam 12-taksiye parası yetmeyenin,otobus duragina yurumeye usenenin ragbet gosterdigi cihaz.Hatsal taksi gözüyle de degerlendirebilecegimiz “mnbs” ile ben de çok seyahat ettim,yaşadıklarımdan bir demet anlatim.Yogun saatlerde km ye yakın kuyruga hazi olabilir.Yoldan binerseniz yüzde 99 kalabalıktır,şoförün”düşmüyoruz” narasıyla kapıdan yarı sarkık devam edersiniz.Ayaktaki yolculara polis görülünce maçlarda arka tarafta oturanların öndekilere görüntü eksikliğinden ötürü verdikleri komut duyulur:”çök çök çök!!”Bu sefer ceza yememek için..bu bağlamda minibüsle bir yere ulaşmak takım işidir,yardımlaşmadır,belki insani duyguları sınar ve de pekiştirir.

Şimdi de 3 bir zat tarafından ele alalım…Karşıdan karşıya geçmene asla ve kat i olarak müsade etmeyen,e5 in-ki kendisi ankarayı londraya bağlayan karayoludur-3 şeridinde de yolcu indirip bindirmek ve muhtemel iki yolcu arasındaki en kısa mesafeyi almak için kamikazevari dalislarla yol alan,kesinlikle ,her daim haklı olan zatlar…

Sonuç olarak hangi gelişmiş ülkede dolmuş var ya.Ulaşımsa eger dert olan a noktasından b noktasına,metro yap,otobus hattı aç,ya da var olanı arttır,sıklaştır,sehiriçi ulaşım sektöründen koparma bu adamları da,iki eğitim ver ,onları da kullan sabit maaşla,hem onlar sektörden kopmasın,ailelerini geçindirsin,hem yolcu rahat ve sağ salim gideceği yere ulaşsın,hem de 3. kişiler yaşam şartlarını bu yuzden tehlikeye atmayıp,benim gibi sinir sahibi olmasınlar.

3 Aralık 2007 Pazartesi

Bülent Ortaçgil-Değirmenler

aralık ayına da böyle bir giriş yapalım..ustanın önünde saygıyla eğilelim..görüntüye aldanmayın,bırakın çalsın fonda, siz bir miktar gözlerinizi kapayın..

22 Kasım 2007 Perşembe

tu dir was schweppt !!


Artık dayanamıycam, reklama girse de umrumda diil,takdire şayanlığından gözlerimi kamaştıran bu nesne için duygularımı saklamadan dilime ne geliyorsa ifade edicem.Fazla tasarımdan,design dan teknik olarak anlamam öte yandan kötü bir damak tadım yoktur.Çocukluktan beri tonik içmeyi de severim ayıptır söylemesi.neden mi bunları anlattım peşinen,çünkü geçenlerde bana bunu sevdirenin anlı şanlı "schweppes" in ta kendisi olduğunu ve hayatımdaki vazgeçemilmezlerden birini teşkil ettiğini farkettim.Tonik artık sade gitmiyor doğru belki de yaşla orantılı artık yanında biraz votka istiyor,ama ya o mandalina aroması,peki ya elma...buz gibi minicik şişesinden onu hafifi yudumlarla içmek...sonra karşına koyup sadece izlemek..şisesinin tasarımıyla,içindekiyle ne muhteşem bi yaratık bune güzel bir yaratıcılık bu..akşam o aslanlı aligatörlü reklamını görünce bi daha istemek... hastasınım schweppes!!

P.S.:okurun dikkatine:Schweppes de çalıştığım falan yok,tadına sadakatım den gayri herhangi bir organik bağım da yok.sadece concept ine,tadına,pazarlama şekline hayranım...budur:)

20 Kasım 2007 Salı

ayva,kestane ve su

Haberi aynen aktarmakla yetiniyorum yorumsuz:
"İSKİ Genel Müdürü Mevlüt Vural, İstanbul'da son yağışlarla birlikte 151 milyon metre küp suya daha ulaşıldığını belirterek, "Bu yıl ayva ve kestanenin çok olmasından dolayı kış biraz daha şiddetli geçecek, Bu nedenle de barajlardaki doluluk oranının daha da çok artmasını bekliyoruz" dedi. "...
devamı da burda,tıklayın: habertürk

yazık değil mi ali amcaya ?!

Gerçekten çok bildiğimden değil ama sabah sabah ,gerçek referansları çatır çatır beyan etmesine istinaden de,sözüne gayet itibar ettiğim bir gazetecinin radyo programında,hani yıllardır “her” baştaki yöneticinin göğsünü kabarta kabarta övündüğü asya dan alıp avrupaya aktardığımız petrol boru hattıMızın aslında ne büyük kepazeliklere gebe olduğunu dinledim.Ağzımda dünden kalmış muhteşem cheesecake in ve anın tadı bile midemin bulanmasına engel olmadı..
Konu şu:Ankara’da ki Ali Amca evinde ısınabilmek için kullandığı iran ve rusyadan gelen 1000 metreküp doğalgaza 300 dolar öder iken,tüm türkiye üzerinden geçerek yunanistan ulaşan azeri doğalgazına atinadaki yorgo amca 149 dolar ödeyerek sahip olabiliyor.Bu 149 doların 29 doları transportasyon ücreti olarak alınıyor türkiye tarafından,ki buna zam yapılması yasak!! ve yıllık karımız da bu işten 30 milyon dolar…Ha zaten türkiye üzerinden geçen bu boru hattının tam tamına %5 ine sahip Türkiye Cumhuriyeti Devleti..Yabancı sermayeli bir şirket dahi %25 hak sahibi…Aklıma neler mi geliyor:
1.Yazık…
2.En bi zihnimi kurcalayan soru:Bir petrol boru hattının geçtiği yolda çevreye verilen zararın oranı ne olaki acaba?
3.Milyarlarca dolar borcu olan devlet 30 milyon dolarlık cep harçlığıyla o ziyan olmuş çevreyi mi onaracak,borçlarının fazilerini mi ödeyebilecek?
4.Yorgo amcanın ucuz kullanmasına en ufak bir lafım yok lakin Ali’nin ne günahı var:)
5.Devlet erkanı hala gerekirse vanaları kaparız çeksin,sen senin topraklarından geçmesine rağmen %5 ine sahip olduğun,satışı konusunda söz sahibi olamadığın zımbırtıya nasıl müdahele etcen be adam..komik..
Soruların ve yorumların ardı arkası gelmez…Tablo net..Eminim Mustafa Kemal’ in kemikleri sızlıyordur..

bleeding heart - david vendetta feat. rachel starr



bu arlar pek bir takıldım ben bu şarkıya dinleyin bakalım, seversiniz inşallah : )

18 Kasım 2007 Pazar

menkıbe teyze

hehehe...bendeniz menkıbe teyze...

13 Kasım 2007 Salı

yılların heidi si be...

Yani üzerine o kadar çok yazıldı çizildi ki artık bana birşey söylemek düşmez ayrıca konuya dair konuşmak da kanımca gülünç ya,yine de söylenmiş olanlarlardan da bir demet katıp yorumumu yapayım.Kimsenin başörtüsüne,inancına,bunu yaşayış şekline hukuk kurallarına uyduğu sürece bir lafım yok.Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyet'de kimsenin olamaz.Ha bunun aksi de elbette geçerli,aman unutmayalım.Dileyen başkasını rahatsız etmediği sürece taksimde arnavutköyde elinde birasıyla yürüyebilir,sevgilisiyle el ele,kiminde sarılarak yürüyebilir,öpebilir.Kime ne!...Haaa şimdi konumuza dönelim.Milli eğitim Bakanlığı bir miktar "okunması vacip kitap listesi" yayınlamış ilkokul çağındaki gençler için.İçinde hakikaten olmazsa olmazlar var bir çocuk için hem ilüstrasyonlarla da dolu.Buraya kadar muhteşem.Muhteşem de ,şirin babayı cumaya gönderen zihniyet burada da kendini göstermiş,ve misal yılların dağlar kızı Heidi'nin ananesine dayamış başörtüsünü.Alice Harikalar dünyasında 'nın ismini yapmış,Alice tahsis diyarında...Allahım ya...Minicik beyinleri böyle ucuz,kahpece oyunlarla zehirliyorlar ya...dayanamıyorum..Haberi de burda..buyrun:http://www.milliyet.com.tr/2007/11/13/son/sonsiy03.asp

4 Kasım 2007 Pazar

2 Kasım 2007 Cuma

güle güle pembe panter...

SHP dönemlerini zaten hayal meyal hatırlıyorum, o zamanki politik görüşüm ise incecik en bi içten gülen amcanın etrafındakiler iyi diğerleri beş para etmez adamlardan ibaretti ki bu da takdir edersiniz ki ailenin empozesi.Neyse benim hayatım o vakit he-man,voltran,thundercats ve pembe panterden öteye gitmezdi ve ben de onu pembe panterle çok özdeşleştirmiştim.:)Zamanla öğrendim ki bu amca Atatürk ‘ün sağ kolunun akrabası ve çok da okumuş bir adammış.E benim de yaşım ilerledikçe,az çok aklım bi takim seylere ermeye basladiktan sonra ,bu degerli kişinin neden politika gibi bir çöplükte yeraldigini muhakeme etmeye çalıştım.Zor değil,bu kadar akıl fikir sahibi bir insanın bu denli kendini yalanın fink attığı arenaya atarak memlekete hizmet etmek istemesi-hem de hayatında ötesine ihtiyaci olmadigi asikar olsa dahi- ancak ve tam olarak sözlük anlamıyla "vatan sevgisiyle" aciklanabilir kanimca…Simdi tekrar okudukca ona dair anektodları,basarılarla dolu hayatını,fol yok yumurta yokken siyasete girisini ve sessizce gidisini..tüm kalbimle takdir ediyorum.Nur içinde yat Erdal İnönü…

24 Ekim 2007 Çarşamba

crazy referee

aman tanrım:)

kabus

yıldızsız amansız bir gece

elimde yürek sürgünü

başucumda düş kırıkları

yayvan kahkahalarıyla tepemde

seni sewiyorumlar

boğazıma kıskaç

gözüme tuz ruhu

uyanabilsem...

birazcık nefes alsam

yüzüme çarpsa şelalem belki

karanlık beni emmeden

fütursuzca fırlayacağım

etten tabutumdan

uyanabilsem...

23 Ekim 2007 Salı

devr-i daim

Kırdırmaya çalışıyolar bizi tam da birbirimize..ağlıyoruz haklı olarak..belki yarın aralarında kendim de olacağını bilerek..her tarafta bayraklar,cep telefonuna siyah giyelim mesajları,gruplar,ışık kapatıp açarak protestolar..hatırlasanıza ugur mumcu öldüğünde bağrmadık mı hepimiz..tencerelere vurmadık mı her gece 8 de balkonlarda..deprem den sonra aman tanrım demedik mi…yardım için seferber olmadık mı..gitmeyenimiz pek seyrek değil mi kocaeli sakarya gölcük e…aradan yıllar geçti..uğur mumcunun ardından nice adam gibi adam yitirmedik mi..depremden sonra önlemler aldık mı..7 değil istanbul merkezli 6lık bir deprem olsa neler olabileceğini tahmin etmek zor mu..önce ailelerine evlat onbinlerce evlat kaybetmedik mi geçmişte…ve son vakit yine düzinelercesini..biz böyleyiz..olduğu zaman kınıyor,protesto ediyor,tepki gösteriyoruz en bi ekstrem cinsinden,üzerinden 3 gün geçince unutuveriyoruz…hadi 3 değil 30 gün olsun sizin için.yıkılan binaların mütehahitleri binalar yapmaya devam ediyor,iki üç tane akıllı uslu kalmış zaten sapır supur indiriliyor ( illa öldürülmesine gerek yok,pasifize edliyor ),ve gencecik cocuklar vatanperverlik perdesi altında kurban ediliyor..yanlış anlaşılmasın,6 ay eğitim aldığım,yan yana uyuduğum, sırtımı yasladığım adamın yanında kurşuna koşarak gitmez miyim..elbette giderim..ama birileri bundan istifade ediyor…yanlarına kalıyor..sonra çığlıklar..vahşice..biraz durgunluk,bu arada atı alan üsküdar ı geçer..ve devr-i daim devam eder.Nefret ediyorum bu kokuşmuşluktan..buna bizleri alet edenlerden.
Tüm kalbimle evlatlarını kaybeden ailelere sabır diliyorum.

22 Ekim 2007 Pazartesi

Bir Hilal Uğruna... Şehitlerimize..


Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi
Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın
Gömelim seni tarihe desem sığmazsın
Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber
Sana kucağım açmış duruyor Peygamber

M.Akif Ersoy... Güfte: Sadettin Kaynak

Lali Puna-Micronomic


Kaosa tercüman,isyana lisan..biraz hıçkırık gibi..nedense..güzel bir hafta dileğiyle,insan olmayı ,can taşımaktan ayırt etmiş herkese.Bu hafta savaşarak ölmek için güzel bir hafta..

21 Ekim 2007 Pazar

Uykusuzluk

Şu probleme bir çare bulmak lazım dostlar.. ben iyi bir uyku çekebilmek için bir şişe rakıyı bitirmek zorunda olmamalıyım.. haksızlık bu.. saat sabahın 6 sı.. ve ertesi günümü öldürmek pahasına hala ayaktayım.. Gerçi ben ayakta olmicam da kim olucak..:( Neyse.. bi bildiğiniz varsa yazsanıza kardeşlerim.. ne bileyim koca karı ilaçları bile olur...

Ayrıca şunu farkettim ki..internette bol entry si olanların.. neredeyse % 80 inde bu uyku problemi mevcut ancak kimse nasıl çözeceğine dair bişey yazmamış.. ya da yazıyolar ama Amerika herkes internet bağımlısı olsun diye bunu siliyo olabilir mi en komplo teorisinden :)

Saygılar ve tatlı rüyalar hepinize,muhtemelen kaçınız kaçıncı uykunuzdasınızdır.. Bu arada söyleyin bakalım dün gece kaçta yattınız?

aferim maaaalll ! 2

açın gözleriniz farkında olun artık

bak bu 15 şehit olduya ben onun komplo olduğunu düşünüyrum ülkede hep bu oluyor zaten

ne zaman böle önemli bir şey tartışılsa hemen birileri öldürülüyor hrant dink cinayetide bunu gbiydi anında birileni öldürüyolar

gündem değişiyor sen unutuyosun

adamlar 3 -5 yıllık plan yapmıyor ki 50 yıllık suikast planları hazırlıyolar

israil devleti kurulurken amdalar filistinden sürekli toprak alarak 30 yılda israili kuracaz demişler ama 15 yılda kurmuşlar devletlerini

bizimde topraklarımızı satıyolar neymiş karşılık ilkesi varmış

burdan ne kadar toprak alırsa yabancı, sende o ülkede o oranda toprak alabiliyormuşsun bizden kim giderde yunaistanda toprak alırki?

ya hepsi düzen kurmaca bunların bi şekilde getirdiler bunları başımıza rte yıllardır amerikanın gölgesinde yaşayan bir adam bakma göstermlik çıkışlar yapıyor amerikaya avrupa irliğine hepsi oyunun bir parçası yaa bizim millet kabulleniyoo iştee her şeye he demeye hazır herkes nie cahil napsın adam git sor referendum ne diee kaç tanesi cevap vericek bakalım biz bölee konuur konuşur üzülürüz ancak halimize neye oy verdiklerini bile bilmiyolar adamlar

sadece 3 5inin oturduğu koltuk sağlam olsun amcası dayısı mecliste iş bağlasın şimdi iyice kadrolaştılar yani iştee düşün bilmeye bilmeyeee öle evet de diolar die gidiyolarr ben geçen seçimde beynimi yiyoddum rte ye vercem diip duruyodu koca koca herifler

nerde bir yobaz kaypak şerefsiz varsa bunların adamı

bakma chpside aynı mhpside hepsi aynı ya

adam gibi siyaset yok

chpden tezkereye evet oyu veryemen adam deniz baykalın sağ kolu

ne diyosun sen ya hepsi oyunun bir parçası

ya din kitap diye oy alıyolar

biz şehitlerimize ağlarken askerlik yan gelip yatma yeri olmayan bir yer diyen insanların çocukları amerikalarda yaşayıp burda askerlik yapmazken biz şehitlerimize yardım kampayaları düzenleye duralım adamlar eşşek kadar referanduma evet pankartları assınlar şehitler umurlarında mı sanıyorsunuz siz….



kimisi referanduma gitmeyin oy vermeyin diyor kimisi "hayır" basın diyor referandumda katılım yüzde 50 altında olursa geçersiz olcak ama şimdi kimin gidip gitmeyeceğ belli olmadığı için varın karmaşayı siz düşünün.....


önce bu anayasa neler var okuyun ondan sonra kararınızı verin sokakta belkide el ele tutuşmak bir polis memuruna göre ahlak ve toplum dışı davranış olarak nitelendirilip ceza bile alacağınız, ayrıca insanlar 2 tane anayasaya oy verdiler hangisi daha doğru, apar topar seçimden geçecek bir hatta hiç gereği olmayan seçim masrafıyla yapılan bu referandumda ( o para şehit ailelirni dağıtılabilirdi mesela), böyle bir anayasaya siz hangi kararı versiniz bilmiyorum ama benim oyum kesinlikle hayır olacak

yakonun dediği gibi

aferim maaaaaallll!!!

hadi size hayırlı referandumlar!!!!

18 Ekim 2007 Perşembe

Afferin maaaaaal!!

Konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımı bilerek hatta bu konuda sinirlerime hakim olamadığımdan mütevellit bilinçli bir şekilde ilgilenmeme rağmen -kimi okuyucu tarafından muhtemelen şuursuzca adledilebileceğim- bir konuya değinmekten kendimi alamıyorum.3 kere konu demişim aynı cümlede zaten! Neyse, kısa öz bir iki cümle.Bu pazar sanırım anayasa ve birtakım kanunların referandumu yapılacak.Ampul kafalar heryere evet evet diye bağıra çağıra yazmışlar yine…Şu tesadüfe bakın kimse bu konuda yeterli bilgiye sahip değil.Ne medya bu konuda yeteri kadar aydınlatıyor seçmeni ne de kanun editörleri..Varsa yoksa şu aralar savaş açalım,ermeni tasarısını geçirmeyelim amerikan meclisinden,ve elbette türk milli takımı..Gerçekten bu insanlar salak yerine koyuyorlar...Bu gidişle malezya değil iran ötesine döneriz..Ha benim “zeki” “çevik” “aydın” toplumun kesimimin büyük bir kısmını da bunu protestoya hazırlanıyor.Nasıl mı? oy kullanmayarak…Allahım diyorum!! Adamların da çok umrundaydı..biz daha bi yağ sürelim onların ekmeklerine..Zırdeli'nin deyişiyle bitireyim,her kimki böyle salakça bir eyleme destek veriyorsa karşısına geçip şöyle denmeli:Afferin maaaalllll!!

17 Ekim 2007 Çarşamba

uno y siete

ekvator çizgisi kadar gerçek, görülmeyen ancak iklim farkliliklari yasandikça hissedilen ince kirmizi hat..ismi 1 yaninda bir de 7..

12 Ekim 2007 Cuma

mutlu bayramlar


yazarıyla,okuyanıyla,tüm yan zımbırtılarıyla bugüne kadar 2700 kişinin ziyaret ettiği terazilastik ailesine sağlıklı,,kalplerindeki insanlarla birarada,olabildiğince mutlu bir bayram dilerim...

5 Ekim 2007 Cuma

Trovoada'dan inciler :)

Çıkardın dağların doruklarına

Gözlerini gördüm rüyalarımda

Dağladın kalbimi

Yüreğime dokundun en yalnızlığımda

Özlemin doldu içime

Ruhuma dokundun

Yaşamak güzeldi oysa

Ama giderken aldın dokunduklarınıda....


her insan ömür boyunca yalnızdır aldığı her kararda :) ama bizimle beraber olanlar sadece destektir hayatımıza:)

su; senin gözlerinde hayat bulan 1 damla yaş olsaydı ben o damlayı bir ömür boyu içerdim


msn incileri :P

Xkişisi
tamam şakaydı
TROVOADA
hayatımız bir şaka zaten içinde bazen iyi bazende kötü espirileri olan


4 Ekim 2007 Perşembe

eyyy özgürlük

Sen nerdesin. Ben nerdeyim.!.
Karanlıklar içinde yalnızmığımı mı büyütmekteyim?
Yoksa eski aşklarımın kalplerinde dünyaya mı küsmekteyim?
Bilinmezliğin içinde sevdanın dalgalrında mı sürüklenmekteyim?

Gitsem keşke uzak dağların ardındaki patikadan,
Otursam bir pınarın başına, dinlesem sessiz ruhumu..,
Sustursam beynimdeki çaresiz haykırışları, ağlasam saatlerce…
Sonra kalksam; hiç dökülen yaşlarıma bakmadan,
Onlar aksın pınara, denizlere kavuşsun….

BEN İSE ÖZGÜRLÜĞÜME

1 Ekim 2007 Pazartesi

sek sek sek!!

temenni

Bırak kapalı kalsın gözlerim

Az evvel bayıldım zaten

Yine bilmeden ne ara

Umursamadan nerde ayılacağımı

İsmi isyandı dün gecemin de

Adresi belli olmayan

Kemirgen kahkahalar eşliğinde

Dürüst olan tek şey zehirim

Bir de eşlikçisi suyum

birak-kapali-kalsin.jpg

İçten olan yek şey

Viran hayallerim

Gardiyanı uykum

Bırak kapalı kalsın gözlerim

Ta ki dilesem de açamayana dek

Ebediyen

çılgın hintliler :) izleyin ve dansın inceliklerini keşvedin :)

27 Eylül 2007 Perşembe

antony and the johnsons-hope theres someone


yoğun istek üzerine burda da...gece yatmadan bir ölçek...muhteşem bir ses..

26 Eylül 2007 Çarşamba

Sevmekten ne zaman vazgeçtim?

Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin icin vazgeçtim.
Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
Tablolarimda artik kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden sen olduğun için vazgeçtim.
Bencil olduğun için vazgeçtim!
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem icin yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi. Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım. Bu yüzden ben de senden vazgeçtim...



Kahlo, Frida

21 Eylül 2007 Cuma

dizilerdeki müstakil ev çılgınlığı

Bilmiyorum kaçınız televizyon kanallarımızdaki şahane dizileri izliyorsunuz?
Anneannem ile yaşayan ben onunla tv izlerken türk dizilerindeki müstakil ev çılgınlığını keşfettim. Efenim bütün dizilerdeki karakterler kocaman, bahçeli, dubleks/tripleks villalarda ya da yalılarda oturuyor. Şöyle bir düşündüm de İstanbul'da yaşayanlar bu tip evlerde otursaydı nüfus yoğunlu baya bir düşerdi. Hadi geçtim nüfus yoğunluğunu günümüzde acaba kaç kişi böyle evlerde oturuyor. Yani villa'da oturanlara bir lafım yok aslında. Sadece dizilerdeki bu villa sevgisi pek bir dikkatimi çekti.

Zamansız



Benim çok hoşuma gitti bittim ya.. sabahın köründe..

19 Eylül 2007 Çarşamba

15 Eylül 2007 Cumartesi

Tasarım Şaheseri

Malum Tasarım Haftamız geldi geçti..

Galata Köprüsü'nde.

Yakışır İstanbul'a...

Olimpiyatı yok.

Olimpiyat Stadı var.

3 kilometreyi 3 saatte gidersin...

Formula pisti var.

Baraja ev yapıyorlar.

Çeşmelerden deniz suyu akıyor.

Mısır Çarşısı'nda mısır bulamazsın.

Manifaturacılar Çarşısı'nda plak satılıyor.

Sahaflarda, halı var.

Kapalıçarşı, turistlerin çarşıya çıktığı gün, kapalı.

Akmerkez, mavi.

Şehirlerarası yolcu otobüslerinin yüzde 99.9'u
Anadolu'ya gider...

Otogarı Avrupa'da.

Bakırköy, hem bakır, hem köy...

Altınşehir, hem altın hem şehir, gecekondu!

Ataşehir?

Kadıköy'e bağlı.

Ahırkapı'ya gemi bağlanıyor!

Bayrampaşa'nın, adı bayram, kendi cezaevi.

Yedikule zindanlarında konser veriliyor.

Sultanahmet Cezaevi desen, 5 yıldızlı otel...

Topkapı Sarayı.

Çırağan Sarayı.

Dolmabahçe Sarayı.

Garibanın üç kuruşa karnını doyurduğu yerlerin adı da,
"simit sarayı..."

Belediye başkanı, muhallebici.

Bostancı'da bostan yok.

Tahtakale'de kale yok.

Tarlabaşı'nda tarla yok.

Etrafta ev mev yokken bakkal dükkánı açan adama şaşkın demişler... Şaşkınbakkal'da ev almak New York'tan
pahalı!

Beşiktaş'tan Üsküdar'a geç, 2 kilometre...

Parayla.

Beşiktaş'tan Florya'ya git, 22 kilometre...

Bedava...

*

"Ortasından boğaz geçen, hem Asya'ya hem Avrupa'ya,
iki kıtaya basan dünyadaki tek şehir" derler...
Çanakkale ne?

*

"Zeynep Kámil Hanımefendi'nin hatırası önünde saygıyla
eğiliyoruz" falan da derler... Halbuki, Zeynep
hanımefendi, Kamil kocası.

*

Tarihi hipodromda Ramazan şenliği yapıyorlar...

Türkiye'nin en büyük kumarının oynandığı Veliefendi,
şeyhülislam!

*

Soyun buralı mı

başka yerden mi

kız sen İstanbul'un...

neresindensin?

Polonezköy Muhtarı Daniel Ohotski, 5'inci göbek, doğma
büyüme İstanbullu...

İstanbul Belediye Başkanı, Artvinli.

Şişli Başkanı Erzincanlı, Eminönü Başkanı Malatyalı,
Pendik Başkanı Sakaryalı, Ümraniye Başkanı
Balıkesirli, Üsküdar Başkanı Trabzonlu,Kadıköy Başkanı
Muşlu, Gaziosmanpaşa Başkanı Kastamonulu... En ünlü
restoranı, Konyalı!

Gazi Osman Paşa da Tokatlı'ydı zaten.

*

Depremde, evden çık!

Karda, evden çıkma!

Yağmurda, üst kata çık!

Dolayısıyla...

"Tasarım" dediğin kavram, dünyada en çok İstanbul'a
yakışır!

*

Tek pürüz var...

Yabancı konuklara adresi iyi tarif etmek lazım...
Çünkü malum, Galata Köprüsü'nü de Galata'da
bulamazlar!

Adı Galata...

Kendi Balat'ta

12 Eylül 2007 Çarşamba

doing it!!!!!


korkmadan sonuna kadar izliyeverin :) zaten 20 sn lik bişicik..

6 Eylül 2007 Perşembe

dolmuş muhabbeti

aha bu da sonuncu..şerefsizim yaşadım...adam haklı..

earth


ex-Pina-Bausch-dansçıları Chrystel Guillebeaud, Geraldo Si, ve In-Jung Jun.hastasıyım..bi de sabah sabah ne çok şey çıktı ya..

japon çizgi filmi


sabah sabah bir de moralim bombok...beni güldürdü ya..

honda choir

hep aynı

kulağımda hep aynı tınılar
tek mağaram rüyalarım
unutup daldığım
omzumda sözlerin
ben hep mi mahveden
teri geçtim de
yine mi kan içindeyim
belki uyuşurum bu kadehte
devası kronik yaralarımın
akrep de yelkovanla öyle bir poz vermişki
sabah ezanından ötesine gidesi yok zamanın
ve şuursuz kalp
bir amcam farkında oysa yüzüğümün
ne tuhaf
“evlat bitti mi?”
kulağımda hep aynı tınılar..

ben böyle mutsuzum..
ve böyle mutlu..


hele bir gel-pinhani


hele bir gel pakize"m"..

1 Eylül 2007 Cumartesi

Fallen Art - çok güzel bir ordu eleştirisi



yazısız karikatür tarzı evrensel anlatımının hastasıyım.

29 Ağustos 2007 Çarşamba

Swap-o-Rama-Rama


Swap-o-Rama-Rama is a workshop/event in conjunction with Hackers and Haute Couture Heretics Exhibition curated by Otto von Busch (www.selfpassage.org), at Garanti Gallery 4th Sept-11th October

Swap-o-Rama-Rama
[4pm - 11pm]
Heretics Party
[9pm - 3am]

Swap-O-Rama-Rama, is a public clothes swap and hack. There will be a dozen sewing machines and assorted clothing that will be re-worked by local fashion designers into fresh designs. Bring a bag of your old clothes that are hiding in the back of your wardrobe and reconstruct them into something new! This fun activity begins 4:00pm and lasts until 11:00pm. After 9:00pm, the Swap will merge into the Heretics party which will top off the Swap with a dazzling haute-couture fashion experience of Swap-created designs!


Hackers and haute Couture Heretics Exhibition

[September-October] :: Hackers and haute Couture Heretics in Istanbul

During the 10th Istanbul Biennale Otto von Busch is organizing the exhibition "Hackers and Haute Couture Heretics" at the Garanti Gallery. It will consist of a relay of designers and artists doing workshops and teaching methods for how to approach fashion from other angles that the traditional logics of the system.

The “Hackers and Haute Couture Heretics” exhibition investigates how fashion can be hacked, recircuited and transmutated. The participating artists and designers use hacking, shopdropping, and craftivism as tactics used in the outskirts of fashion and explore these methods further through a series of open workshops at the gallery. During the six-week relay the artists and designers taking part in the exhibition propose new ways of operating within the fashion system, reverse engineer the concept of fashion in order to find ways to practically hack it. These artists and designers are not subverting fashion as much as subconstructing it, tuning it, and making its subroutines run in new ways.

To avoid the exhibition to be an isolated art event at Garanti Gallery it was crucial to collaborate with an established and exclusive fashion brand to make a connection between hacking practices and the premier grade dream producers. Thus the exhibition was preceded by the project “Vakko Vamps”, where the participating artists and designers hacked products by the exclusive Turkish fashion brand Vakko. The glossy lifestyle objects of high fashion were reformed into objects representing other possible sides of fashion, products that are now injected back into the Vakko collections as new objects of desire.

Participating artists and dates they run workshops (every evening 18-20 at the gallery):

Giana Gonzalez (PA): 1 sept-12 sept (www.hacking-couture.com)
Stephanie Syjuko (US) : 10 sept – 23 sept (www.stephaniesyjuco.com)
Megan Nicolay (US) : 16 sept – 23 sept (www.generation-t.com)
Cat Mazza (US) : 21 sept – 28 sept (www.microrevolt.org)
Junky Styling (UK) : 27 sept – 1 oct (www.junkystyling.co.uk)
Rudiger Schlomer (DE) : 30 sept - 7 oct (www.stromgasse.de)
SHRWR (SE) : 1 oct – 11 oct (www.shrwr.org)


more information at the www.selfpassage.org site


Event InfoName:
Swap-O-Rama-Rama Workshop & Heretics party
Tagline:
one night only
Host:
Garanti Gallery&Istanbul Street Style
Type:
Music/Arts - Opening
Time and PlaceStart Time:
Thursday, September 6, 2007 at 4:00pm
End Time:
Friday, September 7, 2007 at 3:00am
Location:
The Hall
Street:
Kucuk Bayram Sokagi No:7 Beyoglu (Emek sinemasi Karsisi)
City/Town:
Istanbul
Country:
Turkey

milupa reklamı


hastasıyım....

26 Ağustos 2007 Pazar

J'attendrai le suivant... - (Sonrakini bekleyeceğim...)



En İyi Kısa Film dalında 2003 yılı Oscar adayıymış. Bakış açısını beğendim.

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Rock'n Coke '07

Sırf onlar için gideceğimi yazmıştım bir ara...aşağıda abiler hakkında detaylı bilgi de yazdım.Gönül isterdi ki bir de pinhani olsun aralarında ama neyse...dileyen eklensin,cümleten sevgiler & saygilar..
bilet fiyatları için:http://www.rockncoke.com/tr/biletler.asp?ua=6&ui=0
çıkan diğer gruplar ve ayrıntılı program için:http://www.rockncoke.com/tr/tumsanatcilar.asp?ua=3&ui=1&id=107
bir adet de orjinal afiş koyuverelim,



2 Eylül Pazar

Galler'in en önemli rock topluluğu Manic Street Preachers Rock'n Coke sahnesinde yerini alıyor. Manic Street Preachers son olarak The Cardigans solisti Nina Persson ile Your Love Alone Is Not Enough adlı hitleri için biraraya gelmişti. Şarkı şu günlerde dünya müzik televizyonlarının en çok yer verdiği videolar arasında yer alıyor. Grubun 3 yıllık bir aradan sonra yayınladığı Send Away the Tigers ise eski soundlarını müjdeleyerek İngiltere albümler listesine 2 numaradan girmeyi başardı.

İngiliz müzik tarihine adını altın harflerle yazdırmayı başaran Manic Street Preachers, 1990'lardan bu yana farklı şarkı sözleri ve entellektüel duruşları ile kült statüsünde yeralıyor. Punk rock ve alternatif rock'a getirdikleri yenilikçi bakış açısı ile dikkatleri çeken grup, Küba'da gerçekleştirdikleri konserle uluslararası arena'da büyük yankı uyandırmıştı.

1990 yılında onları adeta ikonlaştıran I Laughed when Lennon got shot ile başalayan yükseliş Sony etiketi ile yayınlanan ilk albümleri Generation Terroristsle dahada hızlandı. Grup kısa sürede Amerika Birleşik Devletleri'nden Japonya'ya kadar yayılan bir coğrafyada çok sayıda tutkulu hayran sahibi oldu. Albert Camus, Sylvia Plath ve George Orwell gibi isimlerden alıntılar içeren albümden 6 single yayınlandı ve albüm eleştirmenler tarafından övgüyle karşılandı. Grunge soundunun ağır bastığı ikinci albüm Gold Against The Soul ise yine İngiltere albüm satış listelerine ilk 10'dan girdi. Grup hemen ardından 1995 yılında Bosna-Hersek yardım projesi için Raindrops Keep Falling On My Head'i kaydetti.

Everything Must Go albümleri 1996 yılında Mercry Prize'a aday gösterildi. İngiltere liste tarihinde en uzun isimli 1 numara olarak bir rekora sahip olan If You Tolerate This Your Children Will Be Next'in yer aldığı This Is My Truth Tell Me Yours ise yine satış listelerinde zirveye yükselirken grubun en başarılı albümü oldu. 2000 yılında The Masses Against The Classes adlı single grubun köklerine geri dönüş sinyalini verirken hiç bir promosyon yapılmadığı halde İngiltere'de 1 numara oldu.

2004 yılında büyük ses getiren Past, Present & Future turnesini gerçekleştirdiler. Bir süre solo çalışmalara ağırlık veren ekip bu yıl yeni bir albüm ve turne için biraraya geldi. Yayınlanacağı duyulduğu anda büyük heyecan yaratan Send Away The Tigers için grup geniş kapsamlı bir dünya turnesi planlandı.

Bugüne kadar aralarında Brit Awards (4 ödül), Melody Maker, NME, Vox, Q Merit Award gibi sayısız prestijli ödül kazanan topluluk bu yaz Glastonbury, V, WDR Rocknacht in Cologne, Rock Ness, Greenfield, Hultsfred Festival, Hurricane and Southside, Fflam Festival, Wales ve Summer Sonic festivallerinde sahne alacak.

kafa ayarı

Başında yumurta kabuğu olan civciv Calimero; Alvin, Simon ve Theodore'un olduğu çizgi film de Chipmunks. Cumartesi galiba arabada konuşurken takılmıştı kafalara...

Merhabalar bu arada...

17 Ağustos 2007 Cuma

Gel de sevme!

Ben dinlerim kardeşim. Teyzemin tencere gıcırtısı,babamın gavur zımbırtısı olarak nitelediği müziği güzelse dinlerim.Severim de...İşte size bir Allah vergisi ses ve yanındaki kızın güzelliğine dikkat lütfen. Bizde de var mıdır böyle insanlar ya...

16 Ağustos 2007 Perşembe

13 Ağustos 2007 Pazartesi

nefes

akanın ismi kum tanesi olsun
torba torba gözlerinde
biriktirdiğin cinsten


haritanın üzerinde
bir çarpı
ben peşindeki kesik çizgi
okyanus ötesi değil
kırmızı çarşaflı mabedin
üzerinde buram buram sarılıp
her karanlıkta yüzümü yasladığım
hani o yastığın altındaki sikke

kahverengiden damlayan da gözyaşı olmaz ki
varsın kum tanesi olsun
katsın beni fırtınaya
belki savurmadan kimsesizliğe
soguk
belki bir serap
nil’in kenarında
yılda bir kez değil
her gün 365 kez..

geçmiş olsun..

12 Ağustos 2007 Pazar

4 Nikah 1 Cenaze!

Artık bu kadar da olmasın ya diyip isyan edesim geliyor zaman zaman. Dün gece bir grup terazi lastikçiyle beraberdim. Kadıköy semalarında 3 Maymun sohbetleri arasında bir gece geçirdikten sonra eve dönme vakti geldiğinde içimden bir ses,arkadaşlarınla kal geceye devam et diyor,diğer ses yok yok sen eve git sizinkilerin sağı solu belli olmaz imajı veriyordu :) Neyse,ben içim rahat etmeyeceği için eve dönmeyi seçtim. Ve iyiki dönmüşüm.

Son 5 senedir hayatımdan bir türlü eksik olmayan hastane muhabbetlerine tam 6 aylık aradan sonra yeniden başmalamak için mükemmel bir günmüş bugün meğer. Bu sabahta erken saatlerde,babamın böbrek taşı sancısı tuttu haberiyle uyandım ve adamı salonda kıvranırken buldum. Nasıl bir şeydir bilemiyorum ama babamı ilk defa yerlerde kıvranırken gördüğüm içimn acı verici olduğunu tahmin edebiliyorum. Neyse,yeniden sizlere şu anda Memorial Hastanesinin Acil Servisinden .. yazıyorum.. birazdan odamıza çıkıcaz.. Bu akşamı müşahade altında geçireceğiz hayırlısıyla.. Hay ben böyle olayın ızdırabını. Yorgun ve uykusuz olduğum için çok fazla uzatmicam ama.. artık İstanbul'daki ortalama her hastanenin detaylı planını biliyor gibi hissediyorum kendimi.. Dedim ya. Yeniden acildeyiz.. Allah herkese sağlıklı bir hayat nasip etsin.. Amin............

10 Ağustos 2007 Cuma

sevgili günlük

Sevgili günlük,
bizim imparator iyice sapıttı, "ülkenin etrafına
duvar örünn!" diye tutturdu. Yok artık ebenin... Bu adam ya
ülke sınırlarını bilmiyor ya da bizimle kafa buluyor.
Mimar Wung-zu, IV 200
-------------------------------------
Sevgili günlük,
içimden bir ses Ay'a gidilecek, Roma bölünecek falan
diyor.
Hatta ikiz Kuleler yıkılacak da diyor da, ben bu "ikiz
Kuleler" nedir onu gikaramadim, haydi hayirlisi...
Nostradamus, 1550
-------------------------------------
Sevgili günlük,
Senden baska derdimi anlatabileceğim kimse yok! Alt
tarafı bir elma ya! Bir elma kadar değerim yokmuş iyi mi...
Adem
-------------------------------------
Sevgili günlük,
Kraliçe'nin sponsorlugunda aylarca okyanuslarda dolandım,
bula bula Hindistan'i buldum.
şansimi... Ben simdi Kraliçe'ye ne dicem ya? Dalga geçmez mi
benimle, "Kristof Efendi Hindistan'i mı buldun, tebrik
ederim!" diye?
Kristof Kolomb, 1492
-------------------------------------
Sevgili günlük,
Herkes, herşey altüst oldu, güvenebileceğim dostlarımdan
sadece Brutus kaldi.
Julius Sezar, IV 40
-------------------------------------
Sevgili günlük,
Bir yemin ettim ki dönemem.
Hippokrat IV 400
-------------------------------------
Sevgili günlük,
Aramizda kalsın ama, bizim stajer
Monica var ya, taş gibi şerefsizim!
şeytan diyor ki, at sunu
Oval Ofis'e, kim nereden duyacak ki!
Bill, 2000
-------------------------------------

Sevgili günlük,
Bu Rus hatun var ya, beni yiyip
bitirdi. Ulan bir gece takilsam diyorum suna,
duyan olur mu acep?
Baltaci, 1711

9 Ağustos 2007 Perşembe

mühendisis zaten..

O ki mühendislik bir süreci optimize etme süreci,her türk anasının karnından az biraz mühendis olarak doğuyor.Apriori bilgi gibi default olarak yaptığı hesaplamalarla hayatta kalıyor da diyebilirim.Tabi yaşamı devam ettirme güdüsü çokça ama bu sırada işini en hızlı yoldan görebilme dürtüsü de olayın kendisine garip bir şemal kazandırıyor.Basit örnekleri hiç siz de yaşamadınız mı? karşıdan karşıya geçerken trafiğin akış istikametinin aksi yönünde gelen arabaya doğru hareketlenmeniz ya da basitçe istiklal de yürümeniz( görece hız hesabı ),çöp kutusunun yanına gidip atmaktansa 3 metre mesafeden sıpıtmak ( eğik atış ),araba kullanmak ( kinetik enerjinin efektif kullanımı,sürtünme,eylemsizlik ),birayı yokluktan kaşık ve çakmak benzeri cisimlerle açmak ( moment ) ,annenizin balkondan size anahtarı atması,ya da elindeki leblebiyi havaya atıp ağzına düşürmeye çalışmak ( serbest düşme ) gibi gibi…eğitimini alınca ismine mühendis deniyor ama her türk zaten az biraz mühendis.
Edit:Yazıyı yazdıktan sonra her türkün aynı zamanda bir mimar,bir mühendis ve muhakkak bir avukat olduğunu da farkettim...yaman millettiz...herbokolojide bir numarayız..

6 Ağustos 2007 Pazartesi

Kadınların genetik kodları çözüldü :)

1. Asla gerçekten düsündügün seyi söyleme. Asla!
2. Her zaman anlasilmaz ol.
3. Aylar evvel tartisilmis bir konuyu gündeme getir, hir çikar. Yillar evvelki bir olayi gündeme getirerek devam et.
4. Erkegin her sey için özür dilemesini sagla.
5. Agla ve "Hep senin yüzünden" de.
6. Adamin çantasina, elbisesinin cebine, arabasinin torpido gözüne üzerinde "Seni seviyorum" yazan notlar birak.
7. Erkegin gözlerinin içine bak sonra bir kahkaha at, adam ne oldugunu anlayamasin, bir kahkaha daha at.
8. Agla.
9. Adam "Güzel gözlerin var" dediginde "O kadar mi" diye sor. 1
0. Her yere ve her seye geç kal. Adam gecikecek olursa bas bas bagir.
11. Regl döneminin cinayeti affettici unsur olabilecegini anlat.
12. "Bilmem anlatabiliyor muyum" de adamin gözlerine bak, sonra adamin soyleyecegi her seye "Anlamamissin" cevabini ver.
13. Babanin silah koleksiyonundan, abinin kara kusak karateci oldugundan bahset.
14. Ailedeki herkes bana "Prenses" der diye anlat.
15. Eski erkek arkadasinin göbegi olmadigini her firsatta söyle.
16. Tuvalete gruplar halinde git. Asla yalniz basina birsey yapma.
17. Bagimsizlik bir zaafiyet isaretidir, anne baba evinde oturmaya devam et.
18. Agla.
19. "Bil bakalim canim ne istiyor" diye sor, bilemediginde azarla.
20. Herseyi dakikasi dakikasina planla, sonra asla o plana uyma.
21. Kiz arkadaslarini eve cagir balkonda avaz avaz "Kapi açik, arkani dön ve çik" diye sarki söyle.
22. Adamin konusmasini "E leri açik söyleme" diye kes.
23. "Kilo mu aldim" diye sor, cevabi beklemeden tereyagli ekmegi yemeye basla.
24. Agla.
25. Fikralarin sonunu unut.
26. Sadece arkadas grubundaki erkeklere merhaba de ve onlari birbirlerine düsür.
27. Adamin giyimine sürekli karis, üç dakikada bir "Dik yürü" diye uyar.
28. "Neyin var senin" sorusuna "Madem anlamiyorsun ben de soylemiyorum" cevabini ver.
29. Adamla ilgileniyor gibi görün, o sana ilgi duydugu anda azarla.
30. Bes saniyelik bir sessizlik oldugu anda "Ne düsünüyorsun" diye sor.
31. Saçlarinin uçlarini düzelttirdiginde, adam farketmezse bütün gece somurt.
32. Insanlarin sürekli kafasini karistir.
33. "Meclis'te kadin kotasi" fikrini aç, bütün gece bu konuyu anlat, baska konuya geçmek isteyenleri "Maço" ilan et.
34. Agla.
35. Kizarmis patatesleri erkegin tabagina koy, bunun bir sevgi gosterisi oldugunu söyle, sonra "Sen biraz kilo aldin" de.
36. Tuzluga bak ve adama "Bu tuzluk sana neyi hatirlatiyor" diye sor. Adam bilemediginde "Daha dogru dürüst tanismiyorduk bile... Ben senden tuz istemistim, tuzlugu verdiginde küçük parmagin küçük parmagima degmisti" diye anlat ve "Aramizdaki elektrik bitti" de, tuvalete git. Döndügünde masada sampanya yoksa olay çikar.
37. Agla.
38. Kulaginda kac delik oldugunu sor, bilemezse eski sevgilinin bunlarin hepsini bildigini anlat. 39. Gece klübünde kapidaki korumalarla tartis, sonra yanindaki erkege "Bir sey yapsana" de ve bekle.
40. Agla.
41. Bu listeyi adama oku, dudaklarinda bir gülümseme baslangici oldugu an olay cikart!

hole in my soul-aeorosmith



definetely a hole in my soul which is killing me forever..

2 Ağustos 2007 Perşembe

dövüş



neyse ne ,ama herşeye dair..kalpte her zaman birine,belki sadece birşeye aşk var hemen yanında da nefret..sürekli bir kavga bitmek tükenmek bilmeyen..kendi aralarında diye geçmemek lazım, dümen orda rotaya ışık tutan.bir ömür boyu devam eden ,benim selametle dediğim, yer yer değişken, kiminde tek galibi var.toprak altında rövanşsız belki ötesinde bile..kim mi kazanıyor..yukardaki hangisini beslerse o..ve benim yolum belli..aksi olmaz.ellerim arkada bağlı..tıpkı 500 sene evvel gibi..bitek rengim farklı..kırmızı..

1 Ağustos 2007 Çarşamba

format



bilgisayara format atmak meşakatli iş arkadaş..sanki ardında sana dair bir sürü şey bırakıyormuşun gibi..benim yapamayacağım türden.silinip gidiyor işte..format c? yes!..insan kendine de verebilse bu komutu yepyeni başlayıverse herşeye..ama o kadar çok bad sector var ki beyinde bilhassa kalpte..herşeyi birkaç dvd ye kaydedilip rafa kaldırılsa da makinada adem oğlu reddediyor benzer bir uygulamayı…en azından particionlara ayırabilse..hani diyebilse bak arkadaş sen bunu yapcan diğerine elini sürmicen ..ıı ııhhh o da olmuyor..bira açılıyor,format c? yes! restore backup point! kaldığım yerden devam..taki makina miladını doldurana dek..basitçe sevmek işte..

26 Temmuz 2007 Perşembe

25 Temmuz 2007 Çarşamba

24 Temmuz 2007 Salı

Das Kapital...



Air

Bu akşam Kuruçeşme arenada sakin ve tedirgin bir konser var.."70'lerin synthesizer sound'unu; new wave, Fransız stili aşk klişeleri ve film müziklerinden aldıkları ilham ile güncel müzik akımlarına uyarlayan AIR, saf pop ile deneyselliği buluşturduğu müziğiyle Pink Floyd'un günümüzdeki en büyük mirasçısı olarak görülüyor." Ben ordayım hepiniz beklerim...

23 Temmuz 2007 Pazartesi

postmodern sofra

ben olsam bi imambayıldı yapardım,hafif pilav yanına..ardından şöyle güzel bi kereviz..adamlar müzik yapmış..

güncel

1.ruhsatımı da kaybettim kimbilir hangi şuursuz anımda,neyse hükümsüzdür! sıra komple kendimi kaybedebilmekte,onu da başarırsam sanırım hero olucam.
2.zirdeliyi seviyorum
3.45 yasinda bir hatun elinde oy pusulası ve zarfla, simdi hangisini hangisine sokucam dedi?Allahım!

22 Temmuz 2007 Pazar

21 Temmuz 2007 Cumartesi

Oylar İstanbula!

CNN International Kendi web sitesinde 2012 Olimpiyatları ile ilgili bir anket yayınlamış.. Ve görünen o ki istanbul bu ankette rakiplerine oranla oldukça farklı bir şekilde lider.En yakın rakibimiz ise Moskova. Ben oyladığım esnada mevcut durum şöyle idi;

Havana 3% 7367 votes

Istanbul 50% 141829 votes

Leipzig 1% 1776 votes

London 4% 10207 votes

Madrid 1% 2096 votes

Moscow 31% 88495 votes

New York 5% 15171 votes

Paris 1% 3056 votes

lütfen siz de aşağıdaki linke tıklayarak oy kullanınız.

http://www.cnn.com/2004/SPORT/01/16/olympic.bids/

Bir nedeni yok,yalnızca öptüm...


Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve "hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi" dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını hangi duyguların insanı hayata kazandığını basite indirgenmiş hüzünlerin,geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım.
Evet, bilmiyordum.
Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, fark etmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş.Aşkın mecali kalmamıştı Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koy veremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. "Neyim ben?" Diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları sevdiğin canlıları, sevdiğin... Hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana,çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Olması gerektiği kadar fedakâr biriyim aslında,daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Göz ardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dans edebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi. Doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yan yanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Art niyetsizim. İnan, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bazı sorulara cevap bulamadım kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını; korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba?! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları; vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık,ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu!Ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması,bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı.
Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı?
Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı?
Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 Aralık değil, beni terk ettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek?! Gerçekten kırıyorsun beni, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapt eden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda,bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış,başkalarına aynı birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş biraz fazlayı; aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgâra dur, yağmura yağma, mevsime değiş;” demeyi.Doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile!
Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da. Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını,anlamak için uğraşmadığını,hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! Hangimiz süratliydik,önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik,bunun da.. Umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini,yalnızca böyleydik işte! Yüzüme öyle bakma nefretle, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça,rahatlayacağını her şeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kim bilir, doğrudur belki de! Adımın yaşamadığı,adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten?
Romantizmin tehlikesi büyük!
Romantizmin tehlikesi büyük!
Romantizmin esrarı büyüleyici!Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı! Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim,maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması donanımımızla ilişkiliydi. Yani, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. O da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla,kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim..
En çok da ellerim üşüyor!Sakın ha üstüne alınma, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı,tanınmaz ve suç yüklüydüm?! Belki,seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama her şey mi benim aleyhte var oluşumla açıklanabilir?! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı bedel ve kefalet ortadaydı. Senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü?! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu?Kuşkusuz! Hala da saygıyla ağlıyorum.Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Elbette kızıyorsun bana,belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun.Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimelerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun.
Bu da aşk işte!
Bu da entrika!
Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaverelerle kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi!
Peki anahtar nerede sevgilim?! Peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri?! Dur, dur, bağırma, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. Bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki..
Yaralandım!
Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığırından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahane göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları,az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını,yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim.
Dokunamadım sana. Parmak uçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.


(Eğer sonuna kadar okuduysanız zaten söylenecek bir şey yok, zihniniz-kalbiniz-gözyaşlarınız beraber çalışıyordur..Eğer sıkılıp yarım yamalak buraya geldiyseniz çok güzel şeyler kaybettiniz..Ama n'aparsınız? Sonuna kadar sadece aşık olanlar okuyabilir.)

20 Temmuz 2007 Cuma

pabuçumun seçimi

Heryerdeler arkadaş..hay bi şu seçim bitse de ( bak şimdi bi de ağzımı bozacam ) şu kulağımın dibinde böğür böğür sesler çıkaran zımbırtılardan,manasız vaatlerden ve geçen gün gözüme kaçan bayrak kirliliğinden bir kurtulsam ya..100 trilyon ve benzeri yardımlar alıp da memlekette bu kadar problem varken para çözümlü bunu tamamen seçim propogandasına harcayan tüm siyasi oluşumlara da lanet olsun!!

75 simple pleasures to brigthten your day

  1. Berries … mmmm.
  2. Walking barefoot in grass.
  3. Listening to good music in the car.
  4. Taking a long, relaxing shower.
  5. Coffee.
  6. A good novel.
  7. Popcorn and an old movie on DVD.
  8. The smell of fresh-cut grass.
  9. Watching the sunrise.
  10. Walking on the beach.
  11. A gentle morning run.
  12. Yoga or stretching or meditation.
  13. Snuggling in bed with your partner.
  14. Watching the sunset.
  15. Hugging your child tightly.
  16. Good wine.
  17. Dark chocolate.
  18. Dancing like you’re crazy.
  19. Telling jokes till your sides ache.
  20. A long conversation with a good friend.
  21. Root beer float.
  22. Kissing in the rain.
  23. Being lazy on a Sunday.
  24. Waking to a clean house.
  25. An uncluttered room.
  26. Banana split.
  27. Pillow fights.
  28. Fries and a chocolate milkshake.
  29. Singing in the shower, loudly.
  30. Dancing in the rain and stomping in puddles.
  31. Watching your child play.
  32. Fresh-baked chocolate chip cookies.
  33. Helping someone in need.
  34. Making someone smile.
  35. Homemade pie.
  36. A nature hike.
  37. Laying back and watching the stars.
  38. Making a sandcastle.
  39. Floating in the water.
  40. Taking an afternoon nap.
  41. Serving your spouse a surprise breakfast in bed.
  42. Watching your children on Christmas morning.
  43. Laying back and looking up at clouds.
  44. Watching the ocean.
  45. Getting a massage.
  46. Reese’s peanut butter cups.
  47. PB&J sandwich.
  48. Iced green tea.
  49. Playing footsie.
  50. Acting crazy in public.
  51. Seeing your savings account grow.
  52. Seeing your debt shrink.
  53. Taking a hot bath.
  54. Blowing bubbles.
  55. A gentle breeze.
  56. The feeling after a good workout.
  57. Checking something off your to-do list.
  58. Snuggling together under the covers on a stormy day.
  59. Coen brother movies.
  60. Watching your kids play soccer.
  61. Playing a good game of basketball.
  62. The smell of a new Moleskine notebook.
  63. Writing on good paper with a good pen.
  64. A clear desk.
  65. Fresh popped popcorn.
  66. A fresh snow.
  67. Swinging on a swing.
  68. Homemade strawberry shortcake.
  69. Watching animals in nature.
  70. An empty email inbox.
  71. Playing hooky.
  72. A very slow and sensual night with your partner.
  73. Staying up all night talking.
  74. Having a picnic.
  75. Swimming at night.
Gerçekten de gün içerisinde farketmediğimiz ve bizi içten mutlu eden o kadar çok şey var ki... Bu güzel anların tadını çıkarmak lazım değil mi ama :) .

p.s. Bu yazı şu siteden alıntıdır.

18 Temmuz 2007 Çarşamba

neko neko

ne sanatsal bir blog bu yaaa :)

editleyelim: efendim bir site buldum ben tabi kedilerle ilgili şuradan kedi atasözlerini, deyimlerini okuyabilirsiniz :P meoow

İNAT



yaşam ki,hayal kırıklıklarının bitmemiş bulmacası

yukarıdan aşağı tam beş,sağdan sola üç
Oysa tüm beklediğimiz beyaz kağıda ilk sözcük
Kupkuru toprağa düşen yek damla misali
Yağarken gürültüyle eksilmez mi her bulut?
O ki yıldırım,
Kamaşır ya göz ,kapanmaz tüm hiddetine inat,umarsız
Ve seyrederken gökyüzünü
her dilekte içimizden bir yıldız kayar
Ardında mora çalan melankolik bir kuyruk
Ne vakit bir kadının gözünden baktıysak geleceğe
kapandı güneş ilk sokakta
yanlı bir yol tarifi elinde
al karanlığını, mora razıyım.
Ah bir de yetse yetinmek
Mıhlı olmasa o pırıltı ciğerlerimizin dibine
Gel gör ki yer altında ışık saçar her maden
hep güneşe baktık biz saf saf
bu yüzden mi siyah lekeler kalbimde
kapkara renkler
bu sefer aşağıdan yukarı
algıda mana ne mümkün
ve bu saatten sonra sezgi de öngörü
bir tarafından bakıyorsunuz bu uçurumun
bir tarafında gözlerini kapamış yokluğunuz
dipte denizi arayan bir dere yatağıyım
ne anlamak mümkün beni
ne de öngörmek akıbetimi
deniz bulacak sanki benden mertini
uçurum benden gözüpek uçanını
ve sen benden umutlusunu
ta ki bir avuç kumla dipten
bir elim suyun üzerinde
diğeri yüreğimin
geri kalan bedenim...varlığımla...



Bold yazılar "f"'e,italikler "yako"'ya aittir.

17 Temmuz 2007 Salı

Tiny Evolution .. Deneme ..

Uzak ama yakın,yazılı ama görüntüsüz arkadaştan bir alıntı deneme yazısı..

Günlerden Pazar, yine kasvetli bir gün nedense hiç sevmiyorum bu pazarları, yalnızlığım her defasında daha ağır geliyor bana. Biraz çıkıp hava alıyım diyorum her Pazar olduğu gibi. Yürürken yolda pencerenin önünde içeri girmeye çalışan cins bir kedi minik camı tırmalıyor. Diyorum o da benim gibi yalnız alıp götürsem mi eve sonra sahibi görüp içeri alıyor. Yine yoluma devam ediyorum. Yaşlı bir adam çekiyor dikkatimi gözlerinde yılların yorgunluğu, elleri titrek. Banka oturup onu izliyorum saatlerce yere düşen ekmek kırıntılarını toplayıp kenara koyuyor üstüne basmasınlar diye. Saatlerce posta kutusuna bakıyor ve sonunda cebinden çıkardığı mektubu koyuyor içine ve arkasına bakmadan koşup gidiyor. Merak ediyorum ama bir yandan da ayıp olur diye bakmak istemiyorum. Yine evimin
Yolunu tutuyorum. Geldiğimde bitkin bir şekilde kanepeye uzanıyorum. Birden sıçrayarak kalkıyorum rüyamda o adam bana gel bana yardım et diyor. Umursamadan tekrar yatıp uyuyorum. Her zamanki gibi 1 haftanın daha sonuna geliyorum. Ve yine o lanet olası Pazar ve ben sokaklarda evet yine o adam yine gözlerinde aynı yorgunluk elleri titrek. Mektubunu aynı posta kutusuna bırakıyor ve arkasına bakmadan koşup gidiyor. Bu sefer dayanamayıp gidiyorum. Posta kutusunu açıyorum bir sürü mektup hiç okunmamış. Heyecanla açıyorum bakıyorum hepsine tek tek. Bu adam yalnız bir aşık diyorum kendi kendime ne güzel şeyler yazmış ama hiç okunmamış merak ediyorum ve posta kutusunda yazılı olan numaraya çıkıyorum. Kapı aralık bomboş yıkık dökük yıllardır el sürülmemiş bir ev.her tarafta kurumuş güller gözlerim doluyor dizlerimin üzerine çöküyorum bunlar benim benim sana aldığım güllerim diye haykırıyorum. Bir resim çekiyor dikkatimi koşarak bakıyorum iki genç sarmaş dolaş nasılda gülüyor gözleri nasıl sevgi dolu bakıyorlar birbirlerine. Aynaya bakıyorum gözlerimde yılların yorgunluğu ellerim titrek o benim ben o yaşlı adam benim diyorum. Akmaktan yorulmuş gözyaşlarımla ilk teninin tenime deydiği ilk elini tuttuğum odamıza gidiyorum yine ilk zamanki heyecan kalbim yerinden çıkacakmış gibi. Kendime bile itraf edemediklerimi ediyorum bu gece yanına geliyorum. Uzanıyorum sarılıp uyuduğumuz sevişmekten sırılsıklam olduğumuz yatağımıza gözlerimi kapatıyorum hiç açmamak üzere…

...sivrisinek saz..

Yaşar Usta..!!


Ders alması gerekenlere...

16 Temmuz 2007 Pazartesi

terazilastik summer activity

1,2,3,4...




Haftabaşı itibariyle bir iki maruzatımı ve izlenimimi dile getirmek istiyorum:
1.Bilgecim Dogum gunun tekrar kutlu mutlu olsun,organizasyon gayet başarılıydı bence,ilham vericiydi,her ne kadar polisler geldiğinde 2 litre birama rağmen ben ve camelius u çağırıp şunlarla konuşun desende:) o da eğlenceliydi...hoş 50 kişiden muhtemelen 10 kişi tanıyordum ama 1-0 olsun bizim olsun..ayrıca devamı gelsin:)
2.kendi çöplüğümde söyledim burda da altını çizerek söyleyim pazartesiden nefret ediyorum! ( ahanda çizdim )
3. Ben bu işin böyle olduğunu dün öğrendim,yav bu mimar dediğin zatlar paraya para demiyorlar ( babam nişanlılıkla kaırışık ev tadilatı masraflarından bahis geçirdi ordan biliyorum ) yani layık mıdır değil midir bilemem..hoş bu memlekette kimler neler kazanıyor.Maşallah diyorum.Ayrıca sözüm meclisten dışarı,alınmayınız:) ( kaldı ki benim hayatımda mimardan bol bişi yok )
4.Kendimce iyi bir animasyon izleyicisi olarak hem nacizane teknik hem de konusal mana da çocuklugumun efsanesi değişen robotların filminden gayet de hoşlanmadım.Ha elbette arşivdeki yerini alacaktır ama hele bir camelius giydirsin ben de eksik kalan yerlerini tamamlıcam az bi kısa vakitte.

reklamlar esnasında geçen bir diyalog:
y: sıkı gerilim ,ha?
c: standart gerilim abi,gençler teker teker ölüyo..
y:hıı
c:yani..
 
Site Meter